|
Tüm Bu Algıları Yaşayan Kim?
Buraya kadar olan bölümlerde, yaşantımıza ait tüm
algıların beynimizde oluştuğunu ve bu algıların oluşması için bir
dış dünyaya ve maddi varlıklara ihtiyaç olmadığını inceledik. Bu
noktada, biraz dikkatli düşünen her insanın soracağı çok önemli bir
soru ile karşılaşırız.
Bilindiği gibi, gözümüzdeki
hücrelerden gelen elektrik sinyalleri, beynimizde görüntüye
çevrilir. Örneğin, beyin, görme merkezine gelen bazı elektrik
sinyallerini bir ayçiçeği tarlası olarak yorumlar. Öyle ise gören
göz değildir.
Peki, gören
gözlerimiz değilse, beynin arka kısmında, kapkaranlık bir mekanda,
bir göze, retinaya, merceğe, göz sinirlerine, göz bebeğine ihtiyaç
duymadan, elektrik sinyallerini rengarenk bir ayçiçeği tarlası
olarak gören, bu gördüğü manzaradan zevk alan kimdir?
Veya hiçbir sesin
giremediği beyinde, bir kulağa ihtiyaç duymadan, elektrik
sinyallerini en yakın dostunun sesi olarak duyan, bu sesi duyduğunda
sevinen, duymayınca özleyen kimdir?
Beynin içinde bir ele,
parmaklara, kaslara ihtiyaç duymadan kedisinin tüylerini okşadığını
hisseden kimdir?
Sıcaklık,
soğukluk, kıvam, biçim, derinlik, uzaklık gibi dokunma duyularını
aslının aynısı olarak beyinde kim yaşamaktadır?
Hiçbir kokunun
giremediği beynin içinde, limon, lavanta, gül, kavun, karpuz,
portakal, ızgara kokusunu aynısı ile koklayan ve ızgaranın kokusunu
duyduğunda iştahlanan kimdir?
Buraya kadar sürekli
algılarımızın beynimizde meydana geldiğinden bahsettik. Öyle ise,
beynin içinde oluşan bu görüntüleri, bir televizyon ekranından izler
gibi izleyen, izledikleri ile sevinen, üzülen, heyecanlanan,
hoşnutluk duyan, telaşlanan, merak eden kimdir? Tüm gördüklerini ve
hissettiklerini yorumlayacak bilinç kime aittir?
Hayatı boyunca, kapkaranlık, sessiz
kafatasının içinde kendisine gösterilen görüntüleri izleyen,
düşünen, sonuç çıkaran, karar veren bilinç sahibi varlık kimdir?
Bütün bunları algılayan, bilinci
meydana getiren varlığın, şuursuz atomların oluşturduğu, su, yağ
protein gibi maddelerden meydana gelen beyin olamayacağı açıktır.
Beynin ötesinde, çok daha farklı bir varlık olmalıdır. Daniel
Dennet, bir materyalist olmasına karşın, kitabında bu soruyu şöyle
ifade eder:
Bilinçli düşüncelerim ve özellikle de güneş
ışığından, Vivaldi'den, hafifçe kıpırdayan dallardan aldığım
zevk - nasıl olur da tüm bunlar sadece beynimde oluşan
fiziksel şeylerdir? Nasıl olur da, beynimdeki elektrokimyasal
oluşumların bir kombinasyonu nasıl bu yüzlerce ince dalın
zaman içinde müzikle diz çökmesinin hoş şekline varıyor?
Beynimdeki bir bilgi işleme olayı, nasıl olup da üzerime düşen
güneş ışığının yumuşak ılıklığı olabiliyor? Hatta, beynimdeki
bir olay nasıl beynimdeki bir başka bilgi işlem olayının taslak
olarak görselleştirilmiş zihinsel görüntüsü olabilir? Bu imkansız
görünüyor. Benim bilinçli düşüncelerim ve deneyimlerim olan
olaylar, beyin olayları olamayacakmış gibi görünüyor, fakat başka
birşey olmalı, şüphesiz beyin olaylarının sebep olduğu ya da
bunlar tarafından üretilen, fakat buna ek olarak farklı
maddeden oluşan farklı bir mekana yerleştirilmiş birşey. Evet,
neden olmasın?
R.L.Gregory ise beynin
gerisinde bulunan ve bütün bu görüntüleri gören bu varlığı şöyle
sorgular:
Gözlerin
beyinde resimler oluşturduğunu söylemeye yönelik bir eğilim söz
konusudur, fakat bundan kaçınmak gerekir. Beyinde bir resim
oluştuğu söylenirse bunu görmesi için içte bir göz daha olması
gerekir -fakat bu gözün resmini görebilmek için bir göze daha
ihtiyaç olacaktır... ve bu da sonsuz bir göz ve resim olması
anlamına gelir. Bu mümkün olamaz.
Maddeden başka bir
varlığı kabul etmeyen materyalistlerin içinden çıkamadıkları asıl
nokta işte burasıdır. Gören, gördüğünü algılayan ve tepki veren
"içteki göz" kime aittir?
Karl
Pribram da bilim ve felsefe dünyasında, algıyı hissedenin kim olduğu
ile ilgili bu önemli arayışa şöyle dikkat çekmiştir:
Yunanlılardan beri, filozoflar "makinenin içindeki
hayalet", "küçük insanın içindeki küçük insan", vb. üzerine
düşünüp durmuşlardı. "Ben" -yani beyni kullanan varlık- nerededir?
Asıl bilmeyi gerçekleştiren kim? Assisi'li Aziz Francis'in de
söylemiş olduğu gibi: "Aradığımız şey bakanın ne olduğudur."
Pek çok insan, bu
konuyu düşünerek gerçeğin kıyısına kadar geldiği halde "gören kim"
sorusunun cevabını vermekte, düşüncede bundan daha ileriye gitmekte
tereddüt eder. Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi benliğimizi
meydana getiren varlık için kimileri "küçük insan", kimileri
"makinenin içindeki hayalet", bazıları "beyni kullanan varlık",
bazıları ise "içteki göz" tabirini kullanmışlardır. Tüm bu tabirler,
beynin ötesinde bilinç sahibi olan varlığı tanımlayabilmek ve ona
ulaşabilmek için yapılmıştır. Ancak bu insanlar materyalist
görüşleri nedeniyle gerçekten görenin, duyanın kim olduğunu dile
getirememişlerdir.
Bu gerçeğin
cevabını bize veren yegane kaynak, dindir. Allah Kuran'da insanı
önce bedenen yarattığını, sonra da ona "ruhundan üfürdüğünü"
bildirmiştir:
Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir
çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım. Ona bir
biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek
(yere) kapanın." (Hicr Suresi, 28 - 29)
Sonra onu
'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için
de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?
(Secde Suresi, 9)
Yani insanın, bedeni dışında bir başka varlığı daha
vardır. Beyninin içindeki görüntüyü "görüyorum" diyen, beyninin
içinde duyduğu sesleri "duyuyorum" diyen, kendi varlığının şuurunda
olan ve "ben benim" diyen bu varlık Allah'ın insana vermiş olduğu
ruhtur.
Akıl ve vicdan sahibi
her insan, hayatı boyunca yaşadığı her olayı beyninin içindeki
ekranda izleyen varlığın, ruhu olduğunu hemen anlayacaktır. Her
insan göze ihtiyaç duymadan görebilen, kulağa ihtiyaç duymadan
duyabilen, beyne ihtiyaç duymadan düşünebilen bir ruha
sahiptir.
Tek mutlak varlığın madde
olduğunu iddia eden, insan bilincinin de yalnızca beyindeki kimyasal
olayların bir sonucu olduğunu zanneden materyalist düşünce ise bu
konuda çıkmaz içindedir. Bunu görmek için, herhangi bir materyaliste
şu soruları sorabilirsiniz:
"
Görüntü beynimizde oluşuyor, ama bu görüntüyü beynimizde kim
seyrediyor?
" Şu anda yanınızda
bulunmayan alt kat komşunuzu gözünüzün önüne getirin. Onu
bütün netliği ile görüyorsunuz.
Kıyafetinin detayları, yüzündeki çizgiler, saçlarındaki
beyazlar, sesinin tonu, konuşma
üslubu, yürüyüşü ile hayalinizde çok net olarak
canlandırdığınız bu insanı kim
izliyor?
İşte bu ve benzeri
soruları materyalistlere sorduğunuzda hiçbir cevap alamazsınız.
Çünkü bu soruların tek cevabı, Allah'ın insana vermiş olduğu ruhtur.
Materyalistler ise madde dışında hiçbir varlığı kabul etmezler. İşte
bu nedenle bu internet sitesinde anlatılan olağanüstü gerçek,
Allah'ın varlığını inkar eden materyalist düşünceye en büyük darbeyi
vuran, materyalistlerin düşünmekten ve konuşmaktan en çok
çekindikleri konudur. |